|
DEVLET İLE AŞİRET ELEBAŞILARI DİYALOG KURAMAZ |
Kafa yorulası bunca konu varken son günlerde
kamuoyuna deyim yerindeyse bomba gibi düşen ve herkesi afallatan bir haberi
burada değerlendirmek istiyorum. Bu haber, Cumhurbaşkanı Abdullah GÜL’ün,
Irak’ın kuzeyinde kurulu bulunan bir peşmerge aşiretinin elebaşısı Barzani ile
görüşme yapacağını anlatıyordu. Daha komik olanı ise, bazılarının bu görüşmenin
ardından PKK terörünün biteceğini ummasıydı.
Türkiye’yi ziyarete gelen arap şeyhlerinin kaldığı otel odasına kadar gidip kuru
bir sandalyeye oturarak arap şeyhine hâl hatır soranların, elifi görse mertek
sanacak bu aşiret elebaşılarıyla muhatap olmasına şaşırmadım. Neticede herkes
kendi seviyesindeki insanlarla muhatap olur. Bu nedenle Gül’e kızmıyorum. Fakat
burada Gül, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ve Türk Milleti’ni temsil ettiği için
olayı içerliyorum. Çünkü yıllardır Irak’ta var olup oradan Türkiye’ye laf
yetiştiren bu teröristleri, hiçbir Cumhurbaşkanı muhatap almamıştır.
Cumhurbaşkanı, bırakın kabile reislerini, başka bir ülkenin Bakanını bile
muhatap almaz. Cumhurbaşkanı sadece Cumhurbaşkanı ile görüşür. Ama bizimki öyle
yapmıyor, daha sıfatı bile belli olmayan adamlarla gidip görüşüyor.
Peki biz bu kadar aciz bir ülke miyiz? Kendi işimizi kendimiz yapamıyoruz da çar
çapulcudan mı yardım dileniyoruz? Cumhurbaşkanı’nın Barzani ile görüşmesinin
sebebi, artan terör olaylarıymış. Güya kafa kafaya verip, PKK terörünü
etkisizleştirmek için plan kuracaklar ve ortak faaliyet ile uygulamaya
koyacaklarmış. Bu, sadece gülünesi bir durumdur. Herkes biliyor ki Barzani denen
bu adam, yıllardır uydurma Kürdistan hayalleriyle yatıp kalkıyor ve PKK’ya en
büyük yardımları yapıyor. Yani Barzani, PKK’nın ta kendisi. Bu adam hiç PKK’yı
bitirmek için çaba harcar mı? Hem daha düne kadar bize neler söylüyor, nasıl
tehdit ediyordu. Unutuldu mu onlar? Yoksa Sayın Gül hiç haber izlemiyor mu?
Hangi büyük ve güçlü devlet, kendisine meydan okuyan ve hatta tehdit eden,
üstelik bunu ne sıfatla yaptığı belli olmayan bir adamla aynı masaya oturabilir?
Ben, 3. dünya ülkeleri diye ifade edilen iptidai ülkeler dışında bunu yapacak
bir ülke olduğunu sanmıyorum. Yani sanmıyordum. Şimdi bir de bizim ülkemiz
olduğunu öğrendim.
Bir defa amaç gerçekten terörle mücadele etmek ise çözüm çok yanlış yerlerde
aranıyor. Adına PKK’lı terörist denen bu köpeklerin tasmalarını elinde tutan
çoban zaten Barzani’nin kendisidir. Yıllarca Barzani’nin PKK’yı ve ona bağlı
yerel küçük örgütleri kısmen ya da büyük ölçüde yönettiği, işbirliği yaptığı ve
el ele verdiği artık herkesçe bilinen bir gerçektir. Daha düne kadar Barzani,
bizim yeşil pasaportumuzu kullanarak Irak’a gidebiliyordu. Şimdi ise orada üç
beş çadırlık bir kabile kurup başına geçince bize diş göstermeye kalkıyor. Ama
işin tuhafı bizimkiler, Barzani’ye hak ettiği dersi verecekleri yerde, tutup
onunla el sıkışıyorlar. Böyle kepazelik olur mu? Adama gülerler yahu…
Birleşmiş Milletler’in bir yasası, daha doğrusu prensibi vardır. Tehdit ne kadar
büyük olursa olsun, asla teröristlerle pazarlık yapmazlar, kati suretle masaya
oturmazlar. Gelişmiş ülkelerin tümü böyledir. Onların belli başlı prensipleri
vardır ve bunlardan asla feragat etmezler. Zaten gelişmişliklerini de buna
borçludurlar. Bizim de böyle bir prensipler edinip bu prensiplere kesinlikle
riayet etmemiz gerekirdi. 84’ten bu yana uğraşıp durduğumuz terör örgütü PKK’ya
karşı biz, hâlâ net bir strateji belirleyebilmiş değiliz. Bir o tarafa
gidiyoruz, bir bu tarafa. Yaptığımız tek şey ise ortalıkta dönüp durarak el
aleme kendimizi rezil etmek. “Terörle mücadele” adı altında verilen hiçbir
tavizden bu zamana kadar sonuç alamadık. Neden alamadık peki? Çünkü bu
tavizlerin hepsini, Amerika istiyor diye verdik de ondan.
Daha geçen gün Aktütün Karakolu’na saldırı yapıldı ve 17 askerimiz burada şehit
oldu. Bu olay üzerine asker, hükümetten OHAL yetkisi istedi. Eğer maksat
gerçekten terörle darbe vurmaksa merak ediyorum hükümet neden orduya OHAL
yetkisi vermedi? Ordu, bunun için hemen vazgeçmedi ve bayağı diretti ama hükümet
yetkiyi vermedi. Asker, OHAL istemekte haklıydı çünkü normal şartlarda terörle
mücadele etmek çok zordu. Teröristler, o bölgede köylerin içinde yaşıyorlar,
gece olunca ortaya çıkıyorlardı. Gündüz köyde esnaflık yapanlar, gece terörist
olabiliyordu. Bu ise sadece o bölgede OHAL ilan edilerek çözümlenebilecek bir
durumdu ama hükümet OHAL vermedi. Acaba OHAL ile yapılamayacak icraat, Barzani
ile görüşülünce mi yapılacak?
İşin aslı, yani Barzani ile görüşmemizin ve masaya oturmamızın asıl sebebi,
ABD’nin ricasını kıramamamızdır. 3 Kasım 2002’den bu yana Irak konusunda yaşanan
gelişmelere bakınsana; Amerika kukla bir parti kurdurup hemen iktidar yaptı.
İktidar yapmak da zor olmadı; partiye dini bir motif yükleyip bol bol din
sömürüsü yaparak başardı bunu. Nasıl olsa Türkiye’de cahil insan çok fazlaydı ve
bunların kafası başka bir şeye çalışmadığından din kullanılarak istenildiği gibi
yönlendirilebilirlerdi.
ABD tarafından kurulan parti iktidara getirildikten sonra, ilk icraat ABD’nin
Irak’a girmesi oldu. Dünya dengelerini değiştiren bu savaşla ABD, fiilen Irak’a
girmişti. Türkiye’nin yeni AKP hükümeti ise bu aşamada ABD’nin en büyük
destekçisi ve yardımcısı olmuştu. Bir yandan Türkiye’de dini propagandalar
yapıyor, diğer yandan hıristıyan ABD’nin müslüman Irak’ı vurmasına koltuk
çıkıyordu. Bunda bir sakınca görmüyordu çünkü yobazlarda, bunun sebebini soracak
zeka nasıl olsa yoktu. Olsa, mantar gibi bir günde ortaya çıkan ve din iman
edebiyatıyla iktidara gelen bir siyasi partiye oy vermezlerdi.
ABD’nin Irak’ı işgal etmesinden sonra PKK’da canlandı. Hatta bundan önce de
canlanmaya başlamıştı. Bilen bilir 2002 yılında PKK neredeyse bitirilmişti. Ayda
yılda bir doğudan terör haberi geliyordu ve o da ciddi bir haber olmuyordu.
Fakat bundan sonra teröristler de azdı. Daha sonra, evinde terörist beslediği
için hapse atılan eski DEP’li milletvekillerinin hepsi, ceza süreleri dolmadan
hapishaneden çıkartıldı. Bunlar çıkınca hemen DTP adında bir siyasi parti
kurdular ve siyaset yapmaya başladılar. Şimdi ise hepsi Meclis’te… Ne diyelim?
AKP’liler kına yaksın.
Ve sonunda iş bu noktaya geldi… Barzani denen eşkıya bozuntusu, AKP gelmeden
önce Türkiye’den yeşil pasaport alarak Irak’a gittiğini unuttu ve şimdi Irak’tan
bize meydan okuyor, tehditler yağdırıyor. Ve en sonunda ABD’nin emirleri
doğrultusunda onunla el sıkışıyoruz. Evet, bu durum insanı kahrediyor ama bunun
tek sorumlusu sanırım yine biziz. Eğer zamanında insanlarımızı eğitip, onlara
hurafe ve dogmaların değil, aklın ve bilimin hayata yön vermesi gerektiğini
öğretebilseydik, belki bugün bu durumda olmayacaktık.
İşte Barzani ve işte Türkiye… Koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve bu devleti
temsil eden adam, gidip Barzani denen çobanla masaya oturacak. Milli onur ve
ulusal gurur değerlerini bilip bunlara önem veren herkesin içi yanıyor, kendini
rezil olmuş hissediyor ama onursuzlar ipi eline aldığı için bu buluşma
yapılıyor. Bütün dünya önünde şimdi Barzani, Türkiye’yi tehdit edip üstüne
giderek onu pes ettirmiş olarak görülecek. Türkiye ise bir Barzani ile baş
edememiş bir ülke olarak algılanacak. Algılanır tabi. Bu kadar şuursuz ve
verdiği oyun hesabını bile soramayan insanların olduğu bir ülke başka nasıl
yönetilebilir ki? Herkes hak ettiği şekilde yönetilirmiş. Biz de bu şekilde
yönetilmeye layıkmışız anlaşılan. Gönül isterdi ki onurlu, kararlı ve kendinden
emin bir iktidar tarafından yönetilelim, fakat gönlün her istediği olmuyor.
Elinde bulunan üç beş çapulcuyu askerden sayıp bize meydan okuyan, “arkamda
Amerika var, kimse bana bir şey yapamaz” diyerek Türkiye’ye etmediği hakareti
bırakmayan Barzani, sanıyorum Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin muhatap olması
gereken en son kişidir. Bunu tabi ulusal onur denen şeye önem veren ve
şehitlerinin kanına saygı duyan insanlar böyle düşünüyor. Tek derdi ABD’ye
arkasını yaslayıp rahat yaşamak olan, bunun karşılığında da ABD tarafından
kendisine verilen görevleri yerine getirenlerden böyle düşünmeleri beklenemez.
Çünkü bunlar için, milli değer diye bir şey yoktur. Bunlar, yegâne ideolojileri
olan ümmetçiliğin emrettiği gibi ezik oldukları için, her zaman başkalarının
hakimiyetinde olmak isterler. Kurtuluş Savaşı yıllarında da İngilizlerle beraber
olmak istiyorlardı.
Barzani ile masaya oturanlar şunu bilmelidirler ki tarihin sayfalarına “hain”
olarak geçeceklerdir.
Buğra Şad
19 Ekim 2008