|
BİRİNCİ GÖK TÜRK DEVLETİ |
Gök-Türklerin tarih sahnesine çıktıkları anlarda Juan-Juanlara tabi olarak,
Altay dağlarında ananevi sanatları demircilikle uğraştıkları ve Juan-Juan
Devletine silah imal ettikleri biliniyor. Fakat o zaman dahi dağınık değildiler.
Çou-shu (Çin yıllığı, M. 550-557den)ya göre, Gök-Türk Devletinin kurucusu
Bumin (Çincede Tu-men)in atası olarak gösterilen A-hien, Şad ünvanını
(Bilge şad) taşıyor ve Buminden hemen önce gelen Tu-wa adlı başbuğ da Ta-ye-hu
(Büyük Yabgu) olarak tanınıyordu. Demek ki Türk kütlesinin Juan-Juanlara
bağlılığı fedaratif mâhiyette idi.
Bumin daha M. 534 yılında kuzey Tabgaç (Wei) idarecileri ile siyâsî münasebet
kurmuş, M. 542de akıncılarının başında Huang-ho nehri yakınlarında görünmüş ve
M. 545de batı Tabgaç hükümdarının gönderdiği elçiyi imparatorluktan nezdimize
heyet geldi, devletimiz bundan gurur duyar sözleri ile karşılamıştı. Gök-Türk
hanlarından İşbara, 585'teki bir konuşmasında Gök-Türk devletinin 50 yıl önce
kurulduğunu söylemiştir ki, bu da 535 tarihine düşer.
Ancak Buminın 546da Juan-Juan devletine karşı bir Töles ayaklanmasını
bastırdığı için, o devlet hükümdarı ile eş-değerde olduğunu göstermek maksadı
ile, onun kızı ile evlenmek isteğinin kabaca reddedilmesi üzerine üst-üste
vurduğu darbelerle Juan-Juan devletini çökertip arazisini tamamen işgal ettikten
sonra resmen il-kagan unvanını alması ve böylece, merkezi, eski büyük Hun
imparatorluğunun başkent bölgesi, Ötüken (Orhun ırmağının hemen batısında,
ormanlık ve dağlık bir bölge) olmak üzere hakanlığı kurması 552 yılında
olmuştur.
Devletinin batı kanadını kuruluşta kendisi ile birlikte çalışan küçük kardeşi
İstemiye,Yabgu ünvanını taşımak, dolayısıyla doğu kanadının yüksek
hakimiyetini tanımak üzere veren Bumin, devleti kurduğu yıl içinde öldü. İstemi
Kağan batıda fetihlerine devam ederken, Ötükende iktidara gelen, Bumının oğlu
Ko-lo (Kara?) ve bunun erken ölümü üzerine hakim olan, Buminin diğer oğlu
Mu-kan (553-572) zamanında devlet, haşmetli çağına ulaştı.
Heybetli görünüşü, parlak mavi gözleri, kudreti ve huşuneti Çin kaynaklarında
belirtilen Mu-kan Kagan, son bir darbe ile Juan Juanları tarihe malettikten
sonra (555), Ki-tanların ve Kırgızların ülkelerini Gök-Türk hakimiyetine
bağladı. Çinde Batı Tabgaçlarının yerine geçen Chou hanedanı ile, yeni kurulan
Tsi hanedanını baskı altına aldı. İsteminin harekatına karşı, Çinden yardım
isteyen Ak-Hun-Eftalit devletine ve Maveraünnehir halkına Çin askerî desteğini
önledi. 564de Şan-sideki Tsi başkenti Tsin-yangı muhasara etti ve kızı
prenses Aşınayı Chou imparatoru ile evlendirdi (568). Kaynakların bildirdiğine
göre, geniş ülkelere ve 100 bin kişilik bir orduya sahip Gök-Türk hakanını, Çin
imparatoru akrabalık kurma yolu ile teskin etmiş oluyordu.
Mu-kanın emrindeki kuvvet devletin doğu kanadının ordusu idi. İstemi (552-576)
kumandasındaki öteki ordusu ise kendi bölgesinde hareket halinde idi. Kısa
zamanda, Altayların batısını Issık Göl ve Tanrı Dağlarına kadar hakimiyetine
alan İstemi, geniş çapta askerî ve siyasî faaliyetleri neticesinde temas kurduğu
Sasanî İmparatorluğu ve Bizans gibi Ortaçağın en büyük iki devletini Gök-Türk
politikası izinde yürütmek suretiyle, Türk hakanlığını bir dünya devleti
payesine yükseltti.
561 yılında, Ak-Hun-Eftalitler üzerinde yaptığı ilk baskı tecrübesinden sonra,
İpek transit ticaretini elinde tutan bu devlete karşı Sasanî İmparatorluğunu
tabiî müttefiki olarak gören İstemi, Şehinşah Anuşirvan Adil ile antlaşma
akdetti. Bu vesile ile kızı, Anuşirvan ile evlenerek İran sarayına imparatoriçe
oldu. Müttefikler tarafından şıkıştırılan Ak-Hun-Eftalit devleti yıkıldı ve
toprakları Ceyhun (Amu Derya) sınır olmak üzere iki imparatorluk arasında
paylaşıldı (564). Maveraünnehir, Fergananın bir kısmı, Kaşgar, Hoten vb. Gök-Türklere
intikal etti. Bu suretle İç Asya ipek kervan yolu üçüncü kere Türklerin eline
geçmiş oluyordu.
Ancak Anuşirvan bu bölüşümden, zaferdeki katkısına nisbetle arslan payını
almış olmasına rağmen, pek memnun değildi, kervan yolunun Maveraünnehir
güzergahını da ele geçirmek istiyordu. Bu maksatla, kendi ülkesinden Akdeniz
limanlarına ve Bizansa yapılmakta olan ipek nakliyatını durdurdu. Böylece hem
ipek ticaretinin ünlü kervancıları olup son taksimde Gök-Türklere bağlanan Sogd
(Semerkant bölgesi) ahalisinin faaliyetini baltalayarak, huzursuzluk çıkartmak,
hem de Türkleri ipek transit rüsumu (geçiş vergisi) gibi yüksek bir gelirden
mahrum etmek düşüncesini uygulamaya koydu. İsteminin gönderdiği elçileri hile
ile öldürttü. Uzlaşma ümidini kesen İstemi yönünü Bizansa döndürerek İstanbula
Sogdlu ipek taciri ve diplomat Maniah başkanlığında bir heyet gönderdi (568).
Tarihte bu, Orta Asyadan Doğu Romaya giden ilk resmî heyet idi. İpek meselesi
Gök-Türkler kadar Bizansı da ilgilendirdiği için, hatta Sasanî aracılığından
kurtulmak üzere, nakliyatı Hind Denizi yoluna çevirmek maksadı ile güney
Arabistandaki Himyeri Devleti ile temaslar aramış olan Bizansta, İmparator II.
Justinos, Türk elçilerini alaka ile karşılamış, İsteminin gönderdiği İskitçe
(Türkçe) mektubu okutmuş ve Maniahın ağzından teşebbüsün ciddiliğini anlamıştı.
Bir ittifak antlaşması yapmak üzere umumi vali Zemarkhos başkanlığında bir
heyeti yola çıkardı (568 Ağustos başı).
Türk elçileri ile birlikte Karadeniz-Kafkaslar-Hazar Denizi-Aral Gölü arasından
Talas yolu ile Tanrı Dağlarında Ak-Dağda İstemi (Bizans kaynaklarında,
Dizabulo, Dilzibulos, Silzioulos, Stembis: Al-Tabaride Sincibu)nin huzuruna
gelen Bizans elçilerinin hatıralarında Gök-Türk hayatını, kudret ve ihtişamını
gözler önüne sermesi bakımından pek kıymetli bir vesikadır. İstemi, Bizans ile
işbirliği yaparak Anuşirvanı ipek yolunu açmağa zorlamak gayesini güden
siyasetinde başarıya ulaşmış, 571 yılında Sasanî-Bizans çatışması başlamıştı.
Fakat bu savaşa Gök-Türklerin katıldığına dair bir işaret yoktur. Ancak
Anuşirvanın oğlu olup, Gök-Türk prensesinden doğduğu için Türk-zade diye
anılan IV. Ormuzdun son yıllarında (579-590) müdahale edilmiştir.
Bu geç kalışın sebebi, Gök-Türklerin fiili savaşa iştirak için tazyik eden
Bizansın gönderdiği çeşitli elçilerden biri olan Valentinosu 576da Aral Gölü
havalisindeki Türk bölgesinde karşılayan Türk-şadın sözlerinden anlaşılıyor. Bu
Türk prensi Bizansı Gök-Türklerin affedilmez hasımları olan Avarları himaye
etmekle ve kılıçla değil, atların ayakları altında karınca gibi ezilerek
öldürülmeği hak eden bu kavme barınacak yer vermekle suçluyordu ki bu doğru
idi.
İsteminin siyasetinin diğer ve daha mühim bir neticesi de şu olmuştur: 19 yıl
sürmüş olan (571-590) Sasanî-Bizans mücadelesinden sonra da iki imparatorluğun
arası düzelmemiş, birbirini takip eden karşılıklı istilalarda nihayet İmparator
Heraklaiousun Sasanî başkenti; Madain (Ktesiphon)e kadar uzanan seferleri
(622-628) Sasanî İmparatorluğunun son mecalini de kırmıştır ki, Kuranda bile
işaret olunan bu durum İslamiyetin kısa zamanda İranda hakimiyet kurmasını
kolaylaştırmıştır.
Mu-kanın yerine kardeşi Ta-po (Tapar?) geçti (572-581). Kudretli hakanlığın
yeni hükümdarı, kendini tebrik etmek üzere hediyelerden başka 100 bin top ipek
gönderen Chou İmparatoru ile, tebrik için çeşitli hediyelerle birlikte
başkumandanını göndermek suretiyle hususî bir itina gösteren, Chouların rakibi,
Tsi İmparatorluğuna oğullarım diye hitap ediyordu. Bu bütün kuzey Çinin Türk
himayesine alındığını göstermekte idi.
Ülkesinin genişliğinden dolayı hakanlığın doğrudan doğruya kendi idaresindeki
kanadını ikiye ayırarak, doğusuna, kardeşi Ko-lonun oğlunu, batısına da küçük
kardeşi Jo-tanı Han ünvanları ile tayin eden İstemi de esasen kendisinin
yüksek hakimiyetini tanımakta olduğundan, ulu hakan durumuna yükselen Ta-po,
bir Tsi prensesi ile evlenmek düşüncesine kapıldı ve ayrıca Türk topluluğu için
zararlı cihetleri önceki devirlerde ileri görüşlü Türk idarecileri tarafından
ortaya konulmuş olan Buda dinini, bir Budist misyoneri (Jnagoupta)nın
telkinlerine kanarak, memlekette himayeye kalktı; bir Budist tapınağı ve bir
Buda heykeli yaptırdı.
Gök-Türk haşmeti çöküşe yüz tutmuş gibi idi. Ta-po dış siyasette de yanlış
adımlar attı. Tsiler 575te Tchin hanedanı tarafından yıkıldığı zaman, oradan
kaçarak kendisine sığınan bir Tsi prensini Çin kağanı ilan etti. Choularla
arasının açılmasına sebep olan bu durum karşısında kalabalık bir ordu ile, Pekin
bölgesine ilerleyen Ta-po kendisine yeni bir Çinli prenses vaad edilerek
durduruldu (579). Ancak prensesin verilebilmesi için Chou hükümdarı, Çin
Kağanı Tsi prensinin kendisine teslimini istiyordu. Bir av esnasında bu prensin
Choular tarafından kaçırılmasına göz yumulması millet nazarında hakanın
itibarını büsbütün sarstı. Gök-Türk birliği ve kültüründe mühim çatlakların
belirdiği bu yıllarda diğer mühim bir hadise de İsteminin ölümü oldu (576).
Resmi ünvanı Yabgu olması gerekirken (kendisine bağlı batı Gök-Türk halkı
bazen Yabgu Türkleri diye anılıyordu), kitabelerde bile Kagan diye zikredilen
bu büyük şahsiyetin ölümünü, yukarıda adı geçen Türk-şadın sözlerinden
öğreniyoruz. Türk-şadı sinirlendiren hususlardan biri de, ölen atasının yas
günlerinde Türklerin rahatsız edilmeleri idi. Yol hatıraları Gök-Türk
hakanlığının batı bölgelerindeki kavimler bakımından çok mühim olan elçi
Valentinosa hitaben yapılan bu konuşma ayrıca Türk fetihlerinin hem şeklini,
hem felsefesini açıklamak itibariyle büyük değer taşımaktadır:
Ben esirlerimiz olan Uar-Huni (Avar)lerin hangi yoldan Bizansa gittiklerini
biliyorum. Dinyeperin, Meriçin nerede olduğunu, Tunanın nereye aktığını
biliyorum. Gün doğusundan gün batısına kadar ülkeler bize diz çökmüştür.
Alanları On-Ogurları görüyorsunuz. Bize karşı gelmek cesaretini gösterdiler,
fakat ümidleri boşa çıktı. Romaya da geleceğiz. Gök-Türk sınırlarının
Kafkasyanın kuzeyine kadar uzandığını ortaya koyan bu sözler Bizansı açık bir
tehdit manasını ifade ediyordu. Ancak Türk-şad şaka yapmadığını gösterdi.
Kırımda Bizansa ait ünlü Kerç Kalesi Türk kuvvetleri tarafından zapt edildiği
zaman Doğu Roma elçileri henüz Gök-Türk topraklarında idiler (576).
Bu, Gök-Türk Devleti'nin Mançurya sınırlarından Karadenize kadar uzanarak
genişliğinin son haddine ulaştığı tarihtir.
İstemiden sonra yerine geçen oğlu Tardu (576-603) (Çincesi Ta-teu, aslında bir
unvan), cesareti ve savaş severliği ile babasına benzemekte idi ise de, ihtirası
yüzünden, Ta-po Hakanın açmış olduğu ayrılık çizgisini büsbütün derinleştirdi.
Çinliler, onun bu zaafından faydalandılar: Önce, hakanlığın kendine verilmemiş
olmasından dolayı küskün olan Ta-lo-pieni (Mu-kanın oğlu) Ta-poya karşı
kullanarak Tardunun yanına gitmesini telkin ettiler. Halbuki Mu-kan bile bu
oğlunu tahta namzet göstermemiş idi, çünkü annesi asil (Türk soyundan ) değildi.
Ulu hakan Ta-po 581 de ölürken, kendi oğlu yerine onun hakan olmasını arzu
ettiği halde, danışma kurulu (Devlet meclisi) bunu kabul etmeyerek Ko-lonun
oğlu İşbara (Çincede Şa-po-lüe)yi hakanlığa getirmişti.
Çin, Gök-Türkler arasındaki anlaşmazlığı körüklemeğe devam ediyordu. Ta-lo-pien
Batı Yabgusu Tardunun yanında, yeni ulu hakan ile mücadeleye hazırlanırken,
İşbara da o sırada, Choular yerine iktidara gelerek, Çinde 350 yıldan beri ilk
defa siyasî birlik tesis eden Sui hanedanı (581-618)ndan kendi ailesinin
intikamını almak isteyen karısı, Chou prensesinin telkinlerine kapılarak, Çine
kuvvet sevk ediyor, Sui imparatoru Ven-ti de eskiden beri Çin şehirlerinde
ticaretle uğraşan ve dostluk münasebetleri çerçevesinde, imtiyazlara sahip 10
bin kadar Türkü Çinden uzaklaştırıyordu.
Buna karşı İşbaranın ordusu ile Çine girmesi, Çin hile faaliyetinin
yoğunlaşmasına yol açtı. Wen-ti derhal Tarduya altın kurt başlı bir sancak
göndererek onu Gök-Türk ulu hakanı olarak selamladığını bildirdi. İhtirası
alevlenen Tardu, Çine karşı ortak hareket teklif eden İşbaranın bu isteğini
önce reddetti ve İşbara, Gök-Türkleri gayet iyi tanıdığı anlaşılan
diplomat-general Çang Sun-şeng ile mücadele etmek ve bu Çinlinin Türk
kumandanları arasına soktuğu nifak ile uğraşmak mecburiyetinde kalırken, Tardu,
hakanlığın doğu kanadının yüksek hakimiyetini tanımadığını ilan etti (582).
Böylece imparatorluk resmen ikiye ayrılmış oldu.
[Batı Gök Türk Devleti]
[İkinci Gök Türk
Devleti] [İdari, Askeri ve
İktisadi Durum]
[Gök Türk
Gelenekleri] [Gök Türk'lerde Güzel
Sanatlar] [Orkun Bengü
Taşları]
[Gök Tanrı Dini ve Şamanizm]
[Bozkurt Destanı ve
Ergenekon Destanı]
[Gök Türk - Orkun
Abaçası (Alfabesi)
]